…bir yaş daha aldım hayattan sessiz ve sakin


Bir yaş daha aldığım zamanda fark ettiğim şey şu oldu:
Eskiden her dosta, her sorguya, her soruna tonlarca cevap arıyordum.
Sanki her şeyin açıklaması olmalıydı.
Sanki bir şeyi anlamlandırabilirsem onun ağırlığını da taşıyabilirdim.

Ama insan bazen cevap ararken kendi içinde görünmez bir labirente sıkışıyor.
Çelişmiyor aslında…
Sadece aynı anda fazla şeyi anlamaya çalışıyor.
Ve bu da dışarıdan bakıldığında karmaşa gibi görünüyor.

Bugün dönüp baktığımda şunu net görüyorum:
Bahaneler, zihnin en konforlu kaçış alanı.
“Zaman değildi.”
“İnsanlar anlamadı.”
“Şartlar zordu.” Vs vs
Belki hepsi doğruydu.
Ama hiçbirinin insanın kendisiyle yüzleşmesinden daha güçlü bir açıklaması yoktu.

Çoğu çelişki insanın kendi içinde doğuyor.
Kendi korkularının, beklentilerinin ve susturduğu gerçeklerin arasında.
Fakat bazı gerçekler var ki…
Onlar çelişkinin bile ötesinde duruyor.
Sessiz ama net.
Can acıtıcı ama inkâr edilemeyecek kadar gerçek.

Ve sanırım insanın en zor dönemi de tam burada başlıyor:
Kabul.

Çünkü kabul etmek; vazgeçmek değil.
Kabul etmek, gerçeğin üstünü süslemeyi bırakmak.
Kendine dramatik sözler vermeden, büyük yeminler etmeden, sadece olanı görmek.

Ben artık kendimi dev cümlelerle motive etmeye çalışmıyorum.
“Her şey değişecek.”
“Artık bambaşka biri olacağım.”
Hayır.

Daha sade bir yerden bakıyorum hayata.
Nasıl yol aldığımı izliyorum.
Nerede yorulduğumu, nerede sustuğumu, nerede gerçekten güçlendiğimi…

Çünkü büyümek bazen büyük dönüşümlerle değil,
kendine yalan söylemeyi bırakınca başlıyor.

Ve insan en çok da,
kendi içinde gürültü azaldığında olgunlaşıyor bence.

Uzun sözün kısası belli ki büyük sözler, büyük insanların işi, ben yeni gerçekliğimle kendi sessiz yolumda yürümeye kabulüm 🙂

lizacakir

obikaramel

Yorum bırakın