…içindeki karakterlere kulak ver


bir gün hayatındaki her şey o kadar senin kontrolünde çıkar ki , bir anda dersin “Ben kimim ya?” , “Ben nasıl böyle birine dönüştüm?”

sonra bir bakarsın, aynı gün içinde hem hayatını düzene sokmak isteyen disiplinli bir guru, hem de “boşver ya hayat zaten kısa” diyerek üçüncü kahveyi içen bir kaossun, yada buna benzer daha bir çok karakter rollendikçe seni daha da fazla strese sürükler… şuan minik bir tebessüm yaptıysan ekrana bakıp tebrikler, tam hakkıyla sıradan bir insansın.

ve burda seni sıradanlıktan kotaracak tek şey benliğinle barışık olabilmek ve içineki bu mini karakterler ordusunu eni iyi stratejiyle yönetebilmek. yani mesele “mükemmel olmak” değil, içindeki kalabalıkla kavga etmeden aynı masada oturabilmek .

asıl konu “ben kimim?” değil “ben böyleyim” diyebilmek. ancak! bu da bahane olarak bencilce söylenecek bir tanımlamadan çok daha derin bir bakış açısı ile bakmak şart!… (örneğin kendini tanıyarak buna , “ben sinirliyim beni böyle kabul edersen et!”DEMEK DEĞİL. herkesi haşlamak, kabule zorlamak, bunun arkasına sığınmak HİÇ değil.)

kısacası kendini tanımak = karakter analizi yapabilmek, kendini karşıdan bakarak tarafsız, yorumsuz hatta nötr bir bakışla izleyebilmek (aynı dizi karakterlerleni izler gibi) etki eleştirisi yapmaksızın savunma gereği duymadan kayıt alabilmektir.

içindeki ses bazen şöyle konuşur:  “Yine beceremedin. Harikasın gerçekten (!)” bu da çok sıradan bir vazgeçiştir… bu sesi ciddiye alma. olmadı mı? başaramadın değil bir seçeneği daha elediğini düşün mesela. çünkü o ses genelde geçmişten kalma yada güncelleme almamış bir yazılım gibidir ve en kolay vazgeçiştir.

kendinle konuşma şeklin hayat kaliteni belirler.

~şimdi bu yol yüzünü azıcık asabilir ama gerçek şu ki; birçok şey gitmeyecek, kusurların yok olmayacak, çoğu zaman etki değişmeyeceksin…ama özgürleştirici olan kısmı her durumda kendini daha iyi YÖNETEBİLECEKSİN.

Mesela:

– Erteleyen misin? → Sistem kur  

– Fazla düşünen misin? → Aksiyon al  

– Fazla hisseden misin? →hislerini aktar yaz, çiz, üret vs

Yani kusur dediğin şey aslında yanlış kullanılmış SÜPER GÜÇ olabilir.

kendinle barışmak her şeyi kusursuz yapabilmek demek değil, yada toplum kurallarınca konan hedeflere sonucu ne olursa olsun 12 den vurabilmek değil… buna başarı demek de yanlış değil ancak geriye kalan yolunda telef olmuş bir beden, ruhuna aykırı hareket eden bir benlik…”kimsin sen?” diyorsa buna da başarı demek bence komik 🙂 halbuki bunca karakteri koruyarak “elimden gelen buydu ve bu da gayet iyi başardım.” diyebilecek kadar kendini tanımış olabilmek ve bundan haz duyabilmek bence süper gücünüzün en iyi aktivasyon kaynağıdır. 

en önemlisi de bu konuda adım dahi atmamış olan birçok insandan bir deneyim önde olmanız sizi başarısız yapmaz deneyinli yapar. 

kendi benliğinle barışık olmak (ama gerçekten barışık olmak), sadece “iyi versiyonunu” sevmek değil, kaotik versiyonuna da “tamam, seni de yönetebilirim” diyebilmektir.

Sonuç olarak hayatla barış imzalamak benliğinle ateşkes yapabilmekle mümkündür.

Şimdi karar ver bakalım :

– Kendini yargılamak mı, anlamak mı?  

– Kaçmak mı, yüzleşmek mi?  

– Bastırmak mı, kabul etmek mi?

 ASLA UNUTMA !

hayatta en uzun ilişki, kendinle olan ilişkindir.

lizaçakır


Yorum bırakın