…zamanda asılı kalmak


yaşamda var olma sürecinde eksik ruh parçalarını tamamlamaya çalışırız. eskiyle bağı koparamamak, kök inançlara takılıp kalmak, yol almaktan korkmak… ya da yol alırken bizi biz yapan değerlerden taviz vermemiz gerektiğini bilip o adımı atmaktan çekinmek. ve elbette korkunun bizde yarattığı eylemsizlik: kıpırdayamamak; oradan oraya savrulurken yorgun bir zihinle var olamamak, hatta var olmak istememek. bunalmak, herkesten ve her şeyden kaçmak… işte bu isteksizlik ve vazgeçmiş eylemsizlik hâline “zamanda asılı kalmak” diyoruz.

birinin gelip bizi oradan çekip almasını, bizi bir yola sürüklemesini isteriz; sorumluluk almadan, onun yükünde dinlenmeyi hayal ederiz. ancak biri gelip el uzattığında da beslendiğimiz köklerden kopmaktan, kaybolan zamanı geri yerine koyamamaktan ya da kalan zamanı doğru değerlendirememekten endişe ederiz.

o hâlde şöyle bakalım: Bir meyve, dalında var olabilmek için köklerinden ve zamanın doğal şartlarından beslenir. olgunlaşma süreci tamamlandığında ise seçenekleri vardır. ya rüzgâra karşı koymaz, düşer ve bu kez köklerini besleyerek yeniden var olur; ya saklanmadan orada kalır, seçilmeyi bekler ve bambaşka bir serüvenle, farklı lezzetlere dönüşerek kendinden söz ettirir; ya da her şeye direnip, her duruma tanıklık edip sürece uyum sağlayamadan dalında kurur ve biter.

tıpkı yaşamda seçemediğimiz, seçmekten korktuğumuz; yol alamadığımız, çekindiğimiz yol ayrımlarında cesaret edemeyişimiz gibi.

şimdi bir kâğıt ve kalem alın. kendinizi dürüstçe analiz edin ve cesaretinizle kalan zamanınızı değerlendirin. çünkü bu yaşamda var olan her can, hayatın ona sunacağı sonsuz güzelliklerle ödüllendirilebilecek kadar özeldir.

“Zaman beklemez; sen karar vermedikçe seni yaşatır ama yaşadığını hissettirmez.
Dalında çürümek de bir seçimdir; sadece sen adına kader dersin.”

lizacakır

obikaramel

Yorum bırakın