yaşadığınız her ne var ise yaşarken değil de şu an sesiniz titreyerek anlatıyorsanız bilin ki bir şeyleri ya da birilerini kaybettiğiniz için üzüldüğünüzden değil, birine bu denli güvenecek kadar saf ve masum duygularınızı, uğruna çırılçıplak hesapsızca önüne sermekten bir an dahi tereddüt etmeyecek kadar güvendiğinizdendir.
Neden mi?
“Neden?” güvendiğiniz değil…
“Nasıl?” hiç değil…
ASIL MESELE…
herkese hoyratça savurduğunuz onca güzel duygularınızı kendinizden bu kadar esirgeyişinizde. içinizdeki o çocuğu büyütürken yaptığınız onca zorbalığa rağmen şu an hala sizinle gülüp ağlayabilecek kadar saf kalabildiyseniz ve sizin o saflığı başkasının kirletmesine bu kadar kolay izin verebilmeniz gün işte asıl mesele burda baş gösterir…
kendinize karşı olan vicdan muhasebesindeki ağır faturanın külfetinin altında ezildiğinizde yüzleşmeler başlar.
Asıl mesele kendinize göstermediğiniz yada göstermeye layık göremediğiniz sevginizde, merhametinizde, güveninizde…
şimdi ben de özür diliyorum sizin sayenizde yüzleştiğim aynadaki aksımdan ve o gözlerimdeki küçük kız çocuğundan…
“söz sana küçük kız bir daha dik duruşuna rağmen sesini çaresizce titretecek kadar seni güzelliklerinle utandırmayacağım… “
lizaçakır
